Hoşgeldiniz.

Nasrettin hoca ile ilgili hikaye yazarmısınız Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Nasrettin Hoca ile ilgili Bilmeceler Turşuyu Sen Mi Satacam, Nasrettin hoca ile ilgili hikaye
  • 5 üzerinden 4.00   |  Oy Veren: 4      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Nasrettin hoca ile ilgili hikaye

    Sponsorlu Bağlantılar




    Nasrettin hoca ile ilgili hikaye yazarmısınız


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    NASREDDİN HOCA HİKAYELERİ



    ..AY’I KUYUDAN ÇIKARMIŞ


    Havanın güzel olduğu bir gece, Nasreddin Hoca, kuyudan su çekmeye karar vermiş.Elindeki kovası, bahçedeki kuynun başına gelmiş. Tam kovayı sarkıtacağı sırada, kuyunun içinde Ay’ı görmüş:
    ..__Eyvah!… Ay kuyuya düşmüş, diye üzülmüş. Sonra da Ay’ı kuyudan nasıl çıkaracağını düşünmüş. Aklına kovası gelmiş. Ay’ kova ile çıkarmaya karar vermiş.
    Kovayı, ipiyle kuyuya sarktıtmış. Kova, suya değince de ,çekmaya başlamış. Su ile ağırlaşan kova bir süre sonra, kuyu duvarına takılmış. Nasrettin Hoca, kovayı ne kadar çekmek istemişse de bir türlü becerememiş.
    Kan ter içinde kalmış. Kovanın yukarı gelmemesinin nedenini , Ay’ın ağır olmasına vermiş. Kovayı, yukarı çekmeyi sürdürmüş……
    Fakat ipi o kadar şiddetli asılmışki, ip kopmuş. Nasreddin Hoca da, sırt üstü yere yuvarlanmış.
    Nasrettin hoca, gözünü açınca, gökte parıldamakta olan Ay’ı görmüş,
    __Oh, çok şükür!.. Epeyce uğraştım, epeyce yoruldum, ama, sonunda Ay2ı kuyudan çıkarmayı başardım…Bu iş bütün yorgunluğuma değdi… demiş.





    ON AKÇE OLSUN


    Nasreddin Hoca, bir gece, derin uykuda iken. görmüş. Tanımadığı kişiler, Hocaya dokuz akçe vermişler.
    Hoca,dokuz akçeyle yetinmek istememiş:
    __Hiç değilse, bunu on akçe yapın demiş.Fakat, parayı verenler, dokuz akçeden fazlasını, bir türlü vermek istememişler.
    Tam bu sırada, Hoca uykusundan uyanmış. Birde bakmışki, avucunda, değil dokuz akçe, bir akçe bile yokyok. Şaşırmış, üzülmüş.Gözlerini sıkı sıkı kapayarak, elini uzatmış:
    __Vazgeçtim on akçeden, dokuz akçe olsun …demiş.







    ..O ZAMAN İŞ DEĞİŞİR

    Nasreddin Hoca, kadılık yaparken, iyi giyimli, efendiden birisi, karşısına çıkar:
    __Kadı Efendi, der. Senin inek, benim ineğin karnına boynuz vurup öldürdü. İneğimin parasını ödemen gerek! Nasreddin Hoca, ne diyeceğini bilemez:
    __ İki hayvan kavga etmiş… Bu durum sahibini ilgilendirmaz. Sahibinin bir suçu yok ki!..der
    Bunun üzerine adam:
    __Yanlış söyledim, kadı efendi!… der. Ölen inek benim değil, senin ineğindi…
    Hoca, adamın kurnazlığını anlar, bilmezlikten gelir:
    __Bak ozaman iş değişir, der. Ver ineğimin parasını!…







    TURŞUYU SEN Mİ SATACAM

    Nasreddin Hoca, günün birinde turşu satmaya karar verir. Turşu tenekelerini hazırlar, eşeğine yükler. Sokak sokak dolaşarak turşu satmaya başlar:
    __Haydi turşu!.. Turşu!…
    Fakat Hoca, tam böyle bağırırken, eşeği de anırmaya başlar. Öyle gür bir sesle anırır ki, Hoca’nın sesini bastırır.
    Hoca, bir türlü istedi gibi bağıramaz. Son bir kere daha bağırır. Fakat eşek, yine durmaz. Oda yüksek sesle anırır. Hoca dayanamaz:
    _Yeter artık! diye eşeğe bağırır… Turşuyu senmi satacaksın, yoksa benmi?






    HOCA’NIN TAVUKLARI

    Nasreddin Hoca, tavukları satmak için, komşu kasabaya doğru yola çıkar. Tavuklarını kafesa koyarak eşeğine yükler. Bir süre sonra da, kafes içinde sıkışıp kalan tavuklara acır:
    __Şunları kafesten çıkarıyım da rahat rahat gitsinler, diye söylenir.
    Kafesi açınca, horaz önde, tavuklar arkada, hepsi yola dökülürler.Şaşkınlıkları geçince etrafa dağılırlar. Hoca, onları nasıl toplıyacağını bilemez. Hemen eline bir sopa alır. Horozu döğerken:
    __Gece yarısı sabah olduğunu bilirsinde, öğle zamanı kasabanın yolunu neden bilmezsin!..diye söylenir.






    KEDİ NERDE

    Nasreddin Hoca, kasaptan iki kilo et alır, eve gelir.Karısına, akşama et yemeği yapmasını söyler. Yeniden işine döner.
    Hoca gidince, karısı yemeği pişirir. Sonra da komşularını çağırır onlara bir yemek ziyafeti çeker. Akşam olunca Hoca eve gelir. Karısı sofrayı hazırlar. Bir tabak bulgur pilâvını Hoca’nın önüne koyar. Hoca pilâvı görünce şaşırır:
    __Hanım, hani et yemeği yapacaktın? Bunun için sana gündüzün, kasaptan aldığım eti getirmiştim… Karısı, üzgün üzgün önünde bir süre durur. Sonra, başını önüne eğerek:
    __Ah Efendi, sorma! Bizim hınzır kedi, etin epsini yemiş.. der.
    Bu duruma çok kızan Hoca, oturduğu yerden fırlar, eline bir sopa alır. Kediyi, iyice döğmeye karar verir. Bir köşede büzülüp oturmakta olan sıska kediyi görünce kuşkulanır. Karısına:
    __Bana hemen teraziyi getir, der.
    Terazi gelince, Nasreddin Hoca, keditartar. Kedi, iki kilo ağırlığındadır. Büsbütün şaşıran Hoca, karısına:
    __Kedinin ağırlığı iki kilo, kasaptan, aldığım et nerede? Diyelimki et budur, kedi nerede?





    .




    .TESTİYİ KIRMADAN ÖNCE

    Evde su kalmayınca, Nasreddin Hoca, kızının eline testiyi verir:
    __Şunu çeşmeden doldurda getir, der. Arkasından da iki tokat vurarak, kulağını çeker:
    __Sakın testiyi kırayım deme ha!… diye bağırır.
    Kızcağız, ağlayarak çeşmeye doğru yürür. Bu durumu görenler, Nasretdin Hoca’ya söylenirler:
    __Hocam, bu ne insafsızlık?… Çocuk testiyi kırmadıki!… Niye dövüyorsunzavallı yavrucuğu?
    Nasreddin Hoca, gülerek cevap verir:
    __Testiyi kırdıktan sonra dövsem ne olacak? Testi yerine mi gelecek? Kırmadan dövdümki, dikkatli olsun..






    AY ESKİYİNCE

    Hoca, her konuda derin bilgi sahibi olması nedeniyle; tanıdk, tanımadık herkesin başvurduğu biridir.
    Günün birinde, uzun bir yolculuktan, yorgun olarak evine dönerken, yanına tanımadığı iki kişi yanaşır. Selâm verdikten sonra, içlerinden biri sorar:
    __Hoca Efendi, bizim bir derdimiz var…Hoca:
    __Söyleyin bakalım, diye cevap verir.
    __Merak eder dururuz. Yeni ay girince, eski Ay’ı ne yaparlar?
    Hoca gülerek cevap verir:
    __Eski Ay’ı nemi yaparlar? Bunu bilmeyecak ne var! Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar.


    .


    .HOCA İLE BALIKLAR

    Hoca, akşam eve dönerken, komşusundan gelen yemek kokularına imrenir. Komşusu o akşam, balık kızartması yapmaktadır.
    Hoca, kapıya yanaşır. İçeriden gelen konuşmaları dinler. Ev hanımı kocasına:
    __Aman efendi, der. Hoca, her zamanki gibi kokuyu alıp gelebilir. Kızaran balıkların irilerini, oğlan için dolaba saklayalım.
    Hoca, bu konuşmalardan sonra, kapıyı çalar:
    __Komşum, bereketli olsun. Balığın güzel kokusu, bütün mahalleyi sardı… der.
    Komşusu Hoca’yı içeriye alır. Yemeğe otururlar. Hoca, önüne konan küçük balıklara bakar, bir şeyler mırıldanır. Sonra, balığı kulağına götürür, onu dinler gibi yapar. Bu durumu görenev sahibi sorar:
    __Hayrola Hocam, ne yapıyorsun öyle?
    __Balıkla konuşuyorum. Bunları pek küçük gördümde, ”siz hangi deryanın kuzularısınız?” diye sordum.
    Komşu, hayretle:
    __Peki, o sana nededi? diye sorar.
    Hoca hemen cevap verir:
    __Biz çok küçüğüz, nereden geldiğimizi bilemeyiz. Dolapta büyüklerimiz var. Siz, onlara sorun, dedi.
    Ev sahibi, dolaptaki balıkları sofraya getirir.





    KIRK YILLIK SİRKE

    Nasreddin Hoca, evinde dinlenirken, gece yarısına doğru kaoı, şiddetle çalınmış.
    Hoca, gecenin bu ilerlimiş saatinde evine gelen bu misafiri merak etdip, kapıyı açmış.
    Bitişik komşusu, elinde bir tasla, Hoca’ya
    __Aman Hocam, hanım çok hasta. Sizde kırk yıllık sirke varmış.İlâç için, biraz sirke verir misin? demiş.
    Nasreddin Hoca,komşusuna kızmış:
    _Veremem…demiş.
    Sonra, durumu açıklamış:
    _Eğer her isteyene verseydim, bende kırk yıllık sirke kalırmıydı.






    YAZISI OKUNAKLI OLSUN

    Bir tanıdığı, Nasreddin Hoca’ya gitmiş; Bağdat taki bir dostuna Arapça mektup yazmasını istemiş.
    Nasreddin Hoca, Araoça bilmediği belli olmasın diye:
    _İstediğin mektubu yazarım. Fakat, şu sıralar Bağdat’a gidemem, demiş.Tanıdığı şaşırmış:
    __Aman Hoca, demiş. Galiba yanlış anladın. Senin Bağdat’a gitmeni istemedim. Mektup yaz dedim.
    Nasreddin Hoca, yazarım ama, yazım okunaklı değildir. Mektubu okumak için benim Bağdat!a gitmem gerekir. İyisi mi sen mektubu, yazısı okunaklı birine yazdır!..





    AY ESKİYİNCE


    Hoca, her konuda derin bilgi sahibi olması nedeniyle; tanıdk, tanımadık herkesin başvurduğu biridir.
    Günün birinde, uzun bir yolculuktan, yorgun olarak evine dönerken, yanına tanımadığı iki kişi yanaşır. Selâm verdikten sonra, içlerinden biri sorar:
    __Hoca Efendi, bizim bir derdimiz var…Hoca:
    __Söyleyin bakalım, diye cevap verir.
    __Merak eder dururuz. Yeni ay girince, eski Ay’ı ne yaparlar?
    Hoca gülerek cevap verir:
    __Eski Ay’ı nemi yaparlar? Bunu bilmeyecak ne var! Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar.






    ..HOCA İLE BALIKLAR

    Hoca, akşam eve dönerken, komşusundan gelen yemek kokularına imrenir. Komşusu o akşam, balık kızartması yapmaktadır.
    Hoca, kapıya yanaşır. İçeriden gelen konuşmaları dinler. Ev hanımı kocasına:
    __Aman efendi, der. Hoca, her zamanki gibi kokuyu alıp gelebilir. Kızaran balıkların irilerini, oğlan için dolaba saklayalım.
    Hoca, bu konuşmalardan sonra, kapıyı çalar:
    __Komşum, bereketli olsun. Balığın güzel kokusu, bütün mahalleyi sardı… der.
    Komşusu Hoca’yı içeriye alır. Yemeğe otururlar. Hoca, önüne konan küçük balıklara bakar, bir şeyler mırıldanır. Sonra, balığı kulağına götürür, onu dinler gibi yapar. Bu durumu görenev sahibi sorar:
    __Hayrola Hocam, ne yapıyorsun öyle?
    __Balıkla konuşuyorum. Bunları pek küçük gördümde, ”siz hangi deryanın kuzularısınız?” diye sordum.
    Komşu, hayretle:
    __Peki, o sana nededi? diye sorar.
    Hoca hemen cevap verir:
    __Biz çok küçüğüz, nereden geldiğimizi bilemeyiz. Dolapta büyüklerimiz var. Siz, onlara sorun, dedi.
    Ev sahibi, dolaptaki balıkları sofraya getirir.






    KIRK YILLIK SİRKE

    Nasreddin Hoca, evinde dinlenirken, gece yarısına doğru kaoı, şiddetle çalınmış.
    Hoca, gecenin bu ilerlimiş saatinde evine gelen bu misafiri merak etdip, kapıyı açmış.
    Bitişik komşusu, elinde bir tasla, Hoca’ya
    __Aman Hocam, hanım çok hasta. Sizde kırk yıllık sirke varmış.İlâç için, biraz sirke verir misin? demiş.
    Nasreddin Hoca,komşusuna kızmış:
    _Veremem…demiş.
    Sonra, durumu açıklamış:
    _Eğer her isteyene verseydim, bende kırk yıllık sirke kalırmıydı.






    YAZISI OKUNAKLI OLSUN

    Bir tanıdığı, Nasreddin Hoca’ya gitmiş; Bağdat taki bir dostuna Arapça mektup yazmasını istemiş.
    Nasreddin Hoca, Araoça bilmediği belli olmasın diye:
    _İstediğin mektubu yazarım. Fakat, şu sıralar Bağdat’a gidemem, demiş.Tanıdığı şaşırmış:
    __Aman Hoca, demiş. Galiba yanlış anladın. Senin Bağdat’a gitmeni istemedim. Mektup yaz dedim.
    Nasreddin Hoca, yazarım ama, yazım okunaklı değildir. Mektubu okumak için benim Bağdat!a gitmem gerekir. İyisi mi sen mektubu, yazısı okunaklı birine yazdır!..




    SİHİRLİ FASULYE


    Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş. Oğluna ineği pazara götürüp satabileceği en iyi fiyata satmasını söylemiş.
    Dalikanlı pazara giderken yolda tuhaf bir yaşlı adama rastlamış. Yaşlı adam ineğe bir göz atmış ve delikanlıya, “Bak çocuğum, bana bu ineği verirsen karşılığında sana çok değerli şeyler veririm,” demiş. Sonra cebinden beş fasulye tanesi çıkarmış.

    “Fasulye tanesi mi?” demiş delikanlı tereddütle.”
    “Ama bunlar sihirli,” demiş yaşlı adam. Adam öyle deyince bu iş delikanlının aklına yatmış ve fasulyeler karşılığında Süt Beyazı’nı yaşlı adama vererek yaptığı değiş tokuştan memnun, eve dönmüş.
    Anne! Bak elimde ne var!” diye seslenip olanları anlatmış delikanlı eve dönünce. Ama annesi ona çok kızmış. Fasulye tanelerini dışarı, eline geçirdiği tavayı da delikanlıya fırlatmış. Sonra da ceza olsun diye onu odasına yollamış ve ona yemek vermemiş.

    Sabah olunca delikanlı gözlerine inanamamış. Yatak odasının penceresinden, dışarıda bir bitkinin hızla büyüdüğünü görmüş. Bu ne bir ağaç, ne de dev bir ayçiçeğiymiş; göğe doğru büyümüş sihirli bir sırık fasulyesiymiş. Delikanlı hemen pencereden sarkıp sihirli fasulyeye tutunmuş ve tırmanmaya başlamış.

    Yarım saat sonra kendini, her şeyin normalden daha büyük olduğu garip bir ülkede bulmuş. Tarlaların ötesinde çok büyük bir ev varmış. Delikanlı evin yanına gidip kapıyı çalmış. Kapıyı bir kadın açmış.
    “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sormuş delikanlı.
    “Var,” demiş kadın. “Ama dev kocam gelince ortadan kaybolman gerek. Çünkü çocuklara hiç dayanamaz, onları hemen yer.”
    Delikanlı tam bir şeyler yemek üzere sofraya otururken dışarıdan birinin gür bir sesle şunları söylediğini duymuş:
    “Fee-fi-fo-fum,

    işte bir çocuk kokusu duydum.
    Ölü de olsa, diri de olsa güzeldir onları yemek.
    Kemiklerini öğütür, yaparım kendime ekmek.”
    “Fırına saklan. Hemen!” demiş kadın delikanlıya. Sonra da kocasına, “Ne çocuğu hayatım, dün kediye verdiğim et parçalarının kokusunu aldın herhalde,” diye seslenmiş.

    Yemekten sonra dev kese kese altınlarını saymaya başlamış. Kısa bir süre sonra altın saymaktan yorulup uykuya dalmış. Deliknalı saklandığı yerden çıkıp bir kese altın almış. Keseyi sihirli fasulyesinden aşağıya atmış, ardından fasulyenin sırığına tutuna tutuna aşağıya inmiş. Annesi artık şanslarının döndüğüne bir türlü inanamamış.
    Ama birkaç ay sonra ellerindeki tüm altınlar bitmiş. Delikanlı tekrar sihirli fasulyesine tırmanarak devin yaşadığı ülkeye gitmiş. Devin karısı bu kez ona kuşkucu bir şekilde davranıyormuş.
    “Geçen gelişinde bir kese altınımız kayboldu,” diye iğnelemiş onu. Ama yine de delikanlıyı içeri almış.

    Çok geçmeden dev çıkagelmiş. “Fee-fi-fo-fum,” diye bir şarkı söylüyormuş. Bunu duyan delikanlı hemen yine fırına saklanmış.
    “Ne çocuğu, hayatım,” demiş devin karısı. “Dün yediğin piliç haşlamanın kokusunu duydun herhalde. Sen etli böreğini yemene bak!”
    Yemeğini bitirdikten sonra dev, karısına, “Kadın, bana tavuğumu getir,” demiş. Karısı hemen tavuğu getirmiş. “Yumurtla!” diye emretmiş dev ve delikanlının hayret dolu bakışları altında tavuk altın bir yumurta yumurtlamış. Tabii delikanlı tavuğu da alıp evine götürmüş.
    Delikanlı ile annesi böylece zengin olmuşlar. Ama bir yıl sonra çocuk şansını bir kez daha denemeye karar vermiş ve tekrar sihirli fasulyesine tırmanmış. Bu sefer eve, devin karısına görünmeden girip, bir bakır tencerenin içine saklanmış.

    Dev girmiş içeri. “Fee-fi-fo-fum,” diye başlamış yine tekerlemesine.
    “Eğer bu yine o lanet olası çocuksa, fırına bak hayatım, kesin oradadır,” demiş karısı.

    Delikanlı orada değilmiş tabii ki.

    “Buralarda bir yerde, eminim,” diye gürlemiş dev, ama karısıyla birlikte evin altını üstüne getirmelerine rağmen onu bulamamışlar.
    Bu sefer dev yemekten sonra altın bir harp çıkarmış ortaya. “Söyle!” diye emretmiş ve harp ninniler söyleyip onu uyutmuş. O an delikanlı bu harpı her şeyden çok istediğini anlamış. Horlamakta olan devin dizine tırmanmış, masaya atlamış ve harpı kapmış.
    “İmdat!” diye bağırmış harp. Delikanlı, sırtında harp, masadan aşağıya atlamış. Dev peşine takılmış. Delikanlı sihirli fasulyesini yarıladığında harp, “İmdat!” diye bağırmış yine. Dev delikanlının peşinden sırık fasulyesine atlamış.

    Delikanlı aşağıya ulaşınca, “Anne! Çabuk bir balta getir,” diye bağırmış. İkisi birlikte sihirli fasulyeyi baltayla kesmeye başlamışlar. Bir süre sonra sihirli fasulyeyle birlikte dev de yere düşmüş ve anında ölmüş.
    “Üf!” demiş çocuk. “Az kalsın gidiyorduk!”
    O günden sora delikanlıyla annesi zenginler gibi yaşamışlar. Onlar söyledikçe tavuk altın yumurta yumurtluyormuş. İnsanlar altın harpı dinlemek için onlara para ödüyorlarmış. Delikanlının güzel bir prensesle evlendiği de söyleniyor. Kim bilir belki de gerçekten evlenmiştir




  3. bir gün hoca ve karısı bir göl kenarına gitmişler orada ça
    maşır yıkıyacakmış. karısı nasrettin hocaya demiş ki
    -sen eve gitte bu sıralar hırsız cok demiş kapıyı sakın yanlız bırakma demiş
    nasrettin hocada
    -tamam ben gidiyorum demiş ve ayrılmış
    sonra aradan 1-2 saat geçmiş ve komşunun oğlu gelmiş
    -nasrettin hoca egerki akşam müsaitseniz annemgil çay içmeye gelecek demiş
    sonra nasrettin hocada
    -buyursun gelsinler demiş
    demiş demesinede bunu nasıl karısına haber vericekmiş
    sonrada aklına bi fikir gelmiş kapıyı söküp karısının yanına gitmiş
    -hanım akşama komşular bize gelicek demiş
    hanım kapıyı nasrettin hocanın sırtında görünce şaşırmış demişkii
    -kapının ne işi var demiş
    nasrettin hocada
    -ne çabuk unuttun hani sen kapıyı hiç yanlız bırakma demiştin ya ne çabuk unuttun




  4. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.