Hoşgeldiniz.

islam dini ile ilgili hikayeler Allah 'tan Utanandan Her Şey Utanır Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini
  • 5 üzerinden 4.50   |  Oy Veren: 2      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    islam dini ile ilgili hikayeler

    Sponsorlu Bağlantılar




    islam dini ile ilgili hikayeler

    Allah'tan Utanandan Her Şey Utanır

    Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.

    Dayısı,

    - Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.

    Maruf;

    Utandığım için bu zavallıyı yediriyorum dedi ve başını kaldırıp havadaki bir kuşa seslendi. Kuş uçup geldi, eline kondu ve kanadıyla başını ve gözünü örttü.

    Ma'rûf;

    -Allah'tan utanandan her şey utanır, buyurdu.
    Dayısı bu hâli görüp, bu sözü işitmekle hem hayret etti, hem de oradan uzaklaştı.


    İlimsiz amel edenin sonu

    Bersisa isminde bir zat, inzivaya çekilmiş, gece-gündüz vakti Allah'a (c.c.) ibadetle geçer ve hiçbir kötülükte bulunmazdı. Bu zatı şeytan aleyhilla'ne kandırmak için türlü hilelere başvurdu. Fakat bir türlü kandıramadı. En sonunda şeytan işin kolayını bulmuşt'u. Çünkü Şeyh Bersisa, âmil, mütteld, züht ü takva sahibi bir zattı ama, alim değildi. Yani ilm-i zahiri yoktu. Ondan dolayı onu kandırmak kolay olacaktı.

    Plânını şöyle tatbik etti:

    Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa'nın ibadet ettiği yere varıp kapısını çaldı. Şeyh Bersisa kapıyı açtıktan sonra, kim olup, nereden geldiğini ve niçin geldiğini sordu.

    Şeytan Alleyhilla'ne ona şu, cevabı verdi:

    - Ben dünya nimetlerinden uzak, ömrünü Allah'a ibadetle geçirmek isteyen bir kimseyim. Bir Allah dostu bulup kendime arkadaş edinmek için çok yer dolaştım, fakat sizden başka bir kimseye rastlamadım. Memleketine yaklaştığımda, sizin isminizi duydum. Sizin de bütün gayretiniz Allah'ın rızasını kazanmak olduğuna göre, beni de kabul buyur da, beraber ibadete devam edelim.» dedi.

    Şeyh Bersisa, onun şeytan olduğunu ve kendisinin ayağını kaydırmak için geldiğini nereden bilecekti. Arkadaşlığı kabul etti... Beraber ibadete başladılar. Aradan zaman geçiyor, Şeyh Bersisa ibadet ediyor, yiyor içiyor ve diğer insanlar gibi yaşıyor, lâkin Şeytan Allah'a öyle ibadet eder gözüküyor ki yemiyor - içmiyor, yatıp uyumuyor ve bütün zamanını ibadet ederek geçiriyordu.

    Şeyh Bersisa, yeni dostuna hayran kalmıştı. Aradan- çok zaman geçmeden dayanamayarak:

    - Ey Allah'ın salih kulu, sen bu mertebeye nasıl yetiştin. Ben senelerden beri ibadet ederim, yeyip içmekten kurtulamadım. Sense bütün zamanını ibadete ayırabiliyorsun. Ne olur, bunun sırrını bana da öğret de, ben de senin gibi olayım, dedi.

    Şeytanın istediği doğmuştu...

    - Bunun kolayı var! Evvela bir büyük günah işleyecek, sonra da -ona samimiyetle tövbe edeceksin. Büyük bir günah işlemiş olduğundan Allah'tan daha fazla korkmaya başlayacak ve böylece de benim gibi, sen de her türlü insanî kötü hasletlerden kurtulmuş olacaksın, dedi.

    Şeyh, meselâ ne gibi bir günah işlemesi lazım geldiğini sordu. Şeytan, artık bayram ediyordu. Çünkü avını kandırmıştı.

    - Zina edebilirsin, dedi. Şeyh:

    - Yapamam, dedi.

    Bu sefer şeytan:

    - Adam öldür! dedi.

    Bersisa, yine:

    - Onu da yapamam, dedi.

    Şeytan:

    - İçki içersin, dedi...

    Bersisa, düşündü taşındı, onu biraz hafif görmüştü:

    - O olur, yapabilirim, dedi.

    Şeytan artık sevincinden havalarda uçuyordu. Bersisa doğru kasabadaki meyhanelerden birine gidip bir miktar içki istedi, içkiyi sunan saki kadındı, içtikçe içti ve sonunda sarhoş olup kadına zina etmeyi düşünmeye başladı. Şeytan tabiî ki boş durmuyor, adamın gözüne gözükmeden nefs yoluyla durma, böyle fırsat elegeçmez, hemen bu kadınla münâsebet kur, diyordu.

    Bersisa, tamamen sarhoş olduktan sonra, meyhaneci kadına orada zina etti. Bu onun için çok kötü bir şeydi... Duyulursa ne derlerdi. En iyisi o kadını öldürüp gömmekti, ve öyle yaptı. Kadını öldürüp meyhanenin arkasında bir yere gömdü. Fakat hadise duyulmakta ve yayılmakta gecikmedi. Bersisa'yı yakalayıp mahkemeye çıkardılar. Katil oldüğü için kısasa kısas Ölümüne hükmolundu.

    Bersisa idam sehpasına çıkmış, artık ip boğazına geçirildikten sonra onu kurtaracak hiçbir kimse yoktu. Şeytan karşıda görüldü.

    - Bu hal nedir ey dostum, dedi. Bersisa:

    - Görüyorsun ey Allah'ın sevgili kulu beni kurtar, diye yalvarmaya başladı. Şeytan:

    - Bir şartla seni kurtarırım. O da bana secde edeceksin, dedi. Bersisa:

    - Görüyorsun ip boğazıma geçirilmiş nasıl secde edebilirim, deyince de:

    - İşaretle secde edebilirsin, dedi.

    Bersisa başıyla işaret ederek secde etti ve sandalye ayağının altından çekilince imansız olarak göçüp gitti. Allah muhafaza buyursun.

    İlimsiz amelin, insanı nereye kadar götüreceğine güzel bir misâl böylece vuku bulmuş oldu. Eğer onda şeriata müteallik ilim olsaydı içki içmek, zina etmekle, adam öldürmekle evliya olunamayacağını bilir ve şeytana uymazdı.

    Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi, Tel: 0212 4619235


    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Cehennemden Kurtulabilecek miyim?

    Mısır evliyasından “Fahr-ül Farisî” hazretlerine, talebesinden biri gelip;
    - Efendim, ben bir şeyden çok korkuyorum, diye arz edince sordu:
    - Hayırdır evladım, neden korkuyorsun?
    - Ahirette Cehennemden kurtulabilecek miyim acaba? Bunu düşünüp çok korkuyorum hocam.
    - İnşallah kurtuluruz oğlum.
    - İnşallah efendim, ama nasıl?
    Buyurdu ki:
    - Ümidimiz odur ki oğul, büyükler bize sahip çıkar ve şefaat ederler de inşallah kurtuluruz.
    - Ya sahip çıkmazlarsa efendim?
    - Merak etme oğlum. Biz bugün onlara sahip çıkarsak, onlar da o gün bize sahip çıkarlar.
    Biz onları dinlersek...

    - Anlamadım, nasıl yani?

    - Demem o ki oğul, biz o büyüklerin sözlerini dinler, nasihatlerine göre yaşarsak, onlara sahip çıkmış oluruz. O zaman onlar da bize sahip çıkarlar.

    ***
    Bir gün de bir genç gelip;

    - Efendim, dünyada ve ahirette felaketlerden kurtulmak için ne yapayım? diye sorunca;

    - Bunun bir tek çaresi var, buyurdu.

    - O nedir ki efendim?

    - Kurtulanlarla beraber olmak.

    - Kurtulanlardan maksat kimlerdir ki?

    - Allahü teâlânın sevgili kullarıdır. “Ehl-i sünnet alimleri” ve “evliyalar” bunlardandır mesela.

    Böyle zatlar yoksa?

    Delikanlı sordu:

    - Böyle zatlar yoksa efendim?

    - Onlar yoksa, kitapları var evladım. Onların kitaplarını okuyan da onlarla beraber sayılır.

    ***

    Dervişlere Tekke Yaptıran Hristiyan

    Nereden ve Nasıl aldın
    Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) hazretlerinin bir kölesi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Âdet-i şerîfleri öyle idi ki, nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun san'atı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekden bir lokma ağzına koymazdı. Bu köle bir gece yine yemek getirdi. Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) süâl etmeden, mubârek elini uzatıp, bir lokma yemekden aldılar.

    Köle dedi ki:

    - Ey Efendi. Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzatdınız.

    Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) hazretlerinin mubârek gözleri yaş ile dolup, buyurdu:

    - Yâ Gulâm. Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin.

    Köle dedi ki:

    - Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raks etdim. Onlara hoş geldi. Bana dediler ki, şimdi bir nesnemiz yokdur. Va'd etmişlerdi ki, elimize birşey geçdikde sana iyilik ederiz. Ben bugün gördüm ki, onların elleri doludur. Ben va'dlerini hâtırlatdım. Yiyeceği bana verdiler.

    Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) bunu işitdi. Çok üzüldü. Ağladı. Yemeği önünden atdı. Parmağını boğazına o kadar sokdu ki, kay' etdi. O lokma karnından dışarı geldi. Kendine eziyyet verdi. Mubârek yüzü göğerdi ve karardı. Mubârek yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir mikdâr su içmesini ve bu üzüntüden halâs olacağını söylediler. Sıcak su getirdiler. İçdi, bir kerre dahâ kay' etdi. Rahâtsız oldu. İnceledi ki, karnında bir şey kalmadı.

    Dediler ki,

    - Yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı ve zahmet, bir lokmadan dolayı mıdır. Buyurdu ki, evet. Resûlullah (s.a.v) hazretlerinden işitdim.

    Buyurdular ki,

    - Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, yidiği harâm olan kimselere Cenneti harâm etmişdir.

    Sonra başını yukarı kaldırıp,

    - Yâ ilâhel âlemîn! Yidiğim lokma için elimden geleni yapdım. O lokmaları kay' etdim. O lokmadan damarlarımda birşey kaldı ise afv et. Bu za'îf kulun, Cehennem azâbına dayanamam diye, düâ buyurdu.

    Bu o Ebû Bekrdir ki, Resûlullah (s.a.v) hazretleri, (Ebû Bekr benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu.
    Bir gün de bazı gençlere,

    - “Emr-i maruf”, yani İslâma hizmet etmek kime nasip olursa, çok sevinsin, çok şükretsin, buyurdu.

    - Bu iş, çok mu sevaptır? dediler.

    - Elbette, buyurdu. Bir beldede küfre karşı “emr-i mâruf” yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hak ettiği azâbı tehir eder. Emr-i maruf yapılmayan beldeye ise azab-ı ilâhî gelir.

    Kaynak:Türkiye Gazetesi, 19 Aralık 2005 Pazartesi



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.